İktidarın hizmetinde hukuk

Hukuk yollarının denenmesi ancak ve ancak halen hukukun sınıflar üstü olduğunu düşünenlerin hukukun gerçek işlevini, burjuva hukukun sınırlarını öğrenmesine yardımcı olacaktır. AİHM, bu öğrenme sürecini hızlandırmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), sağlık raporlarına rağmen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için yapılan tedbir başvurusunu iç hukuk yolları tükenmediği gerekçesiyle reddetti. Yani “Nuriye ve Semih’in tutukluluğunun önünde bir engel yoktur. Cezaevinde ölebilirler!” demiş oldu.

AİHM?

AİHM 1959 yılında kuruldu. Avrupa Konseyi’ne bağlı (dolayısıyla AB’ye bağlı da denebilir, zira Avrupa Konseyi’nde de belirleyici olan AB ülkeleridir), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokollerle “güvence” (siz “kontrol” diye okuyun) altına alınmış uluslararası burjuva hukukunun bir aygıtıdır. Avrupa Konseyi üyesi 47 ülke AİHM’in yargı yetkisini tanıyor. Bu yolla kendi hukuk sistemlerini işçi ve emekçilerin gözünde meşrulaştırmış oluyorlar. Devletler, kendi hukuk sistemlerinin üzerinde evrensel hukuku uygulayan bir mahkeme olduğunu iddia ederek, aldıkları kararların “dediğim dedik çaldığım düdük” olmadığını yansıtma, hukuku sanki sınıflar üstüymüş gibi gösterme gayreti içindeler.

AİHM de burjuvazinin bütün aygıtları gibi burjuvazinin iktidarına hizmet etmektedir. Dünya kapitalizmini korumak, kitleler gözünde meşruluk kazandırmak için kurulmuştur. AB emperyalizminin Avrupa Konseyi’ne üye ülkelere müdahale aracıdır aynı zamanda. Kendi çıkarları doğrultusunda ayar çekme, hizaya getirme aracı olarak kullanılmaktadır.

Demokrasi, hukuk, adalet gibi kavramlar burjuvazinin elinde gerektiğinde silaha dönüşebilen, gerektiğinde kitleleri oyalayan enstrümanlardır. AİHM’e bel bağlamak, onu sınıflar üstü görmek sistemin gerçeklerine sırt çevirmek olacaktır. Nasıl ki Erdoğan AKP’si hukuk sistemini kedini çıkarları doğrultusunda dizayn etmektedir, AB emperyalizmi de kendi hukuk sistemini başta AİHM olmak üzere kendi çıkarları için dizayn etmektedir.

OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu?

Komisyonu kuran hükümetin ta kendisidir. OHAL’i ilan eden, KHK’ları çıkartan, 100 binin üzerinde kamu emekçisini ihraç eden, saldırı yasalarını geçiren, grevleri yasaklayan Erdoğan AKP’si kendi kurduğu komisyon ile işçi-emekçileri oyalamak istemektedir. 7 kişiden oluşacak komisyonun 3 üyesini Başbakan, 1 üyesini Adalet Bakanı, 1 üyesini de İçişleri Bakanı seçti. 7’nin 5’ini hükümet direkt olarak seçti. Diğer ikisini ise hükümetin dizayn ettiği HSYK seçti. “Demokrasi” burada da işletildi. OHAL sürecinde çıkartılan KHK’lara dair başvuruları inceleyecek olan komisyon, kurulduğu Ocak ayından beri henüz elle tutulur bir adım atmamıştır. Tabi esas görevi olan oyalama, göz boyama, “top çevirme” vb. dışında…

Komisyonun kurulması ile Anayasa Mahkemesi (AYM) kendisine yapılan bütün başvuruları reddetmiştir. 70 binin üzerinde kamu emekçisinin haksız ihraçlara karşı yaptığı başvurulara AYM, kendisinden önce var olan iç hukuk yollarının kullanılmasını, yani OHAL Komisyonu’nda bir süre oyalanılmasını istemektedir. Top çevirmeye o da katılmaktadır. Ne de olsa aynı takımdadırlar…

AİHM de kendisine yapılan başvuruları iç hukuk yolları tükenmediği gerekçesiyle reddederken OHAL Komisyonu’nu ve AYM’yi adres göstermektedir. Kısacası hepsi sermayenin hizmetindedirler. “Gardiyanları ve yargıçları ve savcıları… Hepsi halka karşıdır. Kanunları, yönetmelikleri, bütün kararları… Hepsi halka karşıdır”

AİHM’in Nuriye ve Semih kararı…

Açlık grevinde 150 günü geride bırakan Nuriye ve Semih için sokakta mücadele devam ederken, hukuk yolları da deneniyor. Bizler bilmekteyiz ki Nuriye ve Semih’i yaşatacak olan, işçi ve emekçilerin sokağa çıkmasıdır, toplumsal muhalefetin güçlenmesidir. Zoru zor bozar. Sınıf mücadelesinin yasasıdır bu.

Hukuk yollarının denenmesi ancak ve ancak halen hukukun sınıflar üstü olduğunu düşünenlerin hukukun gerçek işlevini, burjuva hukukun sınırlarını öğrenmesine yardımcı olacaktır. AİHM, bu öğrenme sürecini hızlandırmaktadır. Avukatların Nuriye ve Semih için istediği acil tedbir kararını reddeden AİHM, direnişçilerin hayati tehlikelerinin olmadığını söylerken, açlık grevini bırakma çağrısı yapmayı da ihmal etmedi. Ankara Tabip Odası tarafından Nuriye ve Semih’in kontrolleri için görevlendirilen adli tıp uzmanı Şebnem Korur Fincancı, karar konusunda, ”Çok korkunç, inanılır gibi değil. Bizim hiçbir değerlendirmemizi hiçbir bilimsel görüşümüzü dikkate almamışlar. Sadece devletin görüşü değerlendirilmiş” diyerek, “uluslararası hukuk” gerçeğini ortaya koyuyor.

AİHM, ait olduğu kapitalist sistemin işleyişine ve çıkarlarına uygun davranmaktadır. Asıl ondan medet umanlar kendi sınıfsal konumlarının ve toplumsal sınıf ilişkilerinin farkında olmadan davranmaktadır. Günümüz toplumunda hukuk sisteminin gerçekliği budur. Burjuvazinin zor aygıtı olan devletin bir parçası olan hukuk sistemi ve aygıtları da bu zor aygıtının birer parçalarıdır. Ancak, “Bunların hiçbiri onları kurtaramayacak. Durduramayacaklar halkın coşkun akan selini…”