Nerede durduğunu bilmek - Çiğdem Toker

Cumhuriyet gazetesinin 19 Temmuz 2016 tarihli sayısı, “Darbecilerin ihanet konuşması” manşetiyle yayımlanmıştı.

O manşet haberde, 15 Temmuz gecesi yapılan WhatsApp yazışmalarında, darbecilerin halka ateş açılmasından Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne saldırı düzenleme emrine kadarki tüm bağlantıları bu gruptan sağladığı anlatılıyordu.
Aynı tarihli birinci sayfada “Cadı avı başladı” başlıklı bir başka haber daha vardı.
Değiştirilmesi imkânsız olan bu gazetecilik ve tarihi gerçek yargıya karşı tahrif edildi.
10 aydır tutuklu bulunan Cumhuriyet yönetici ve yazarlarını FETÖ’cülükle itham eden iddianamenin temel dayanaklarından biri olan bilirkişi raporunda hem de.
Mahkeme dosyasında yer alan, bilirkişinin hazırladığı rapordaki birinci sayfa görselinde “Darbecilerin ihanet konuşması” manşeti yoktu.

Cumhuriyet sanki o gün, “Cadı avı başladı” manşetiyle çıkmış gibi gösterilmişti.
Altında bilirkişi Ünal Aldemir’in imzası bulunan rapordaki bu tahrifatı Akın Atalay duruşmada belgesiyle anlattı. Atalay’ın tutukluluğu sürüyor.

Dünkü manşet haberimiz üzerine, duruşmayı izlediğim gün yazdığım bu gerçekliği tekrarladım.

“Darbecilerin ihanet konuşması” manşetini mahkemeye keserek sunan bilirkişi Aldemir’in eğitmen olduğu dernek, yönetiminde Bilal Erdoğan’ın yeraldığı TÜGVA ile iletişim fakültesi öğrencilerine ders verecekti.
Ders...

***

Eğitim alanında artan dinselleşme, üniversitelerde artık “nokta atışı” ile iletişim fakültelerine uzandı. Bu yayılmanın, yeni eğitim öğretim yılı arifesinde hızlanacağı anlaşılıyor. Kimsenin çıkıp bir gün “Şeriat ilan ediyoruz” demeyeceğini, adı konulmamış bir şeriat yasasına tabi olduğumuzu bir gün anlayacağımızı Dr. Fatih Yaşlı söyleyeli çok oldu.

Dün de OHAL KHK’siyle ihraç edilmiş Prof. İbrahim Kaboğlu yazdı:
“Unutmayalım: ‘Yıkıldı’ dedikleri, ‘insan haklarına dayanan demokratik ve laik hukuk devleti’; ‘Kuruyoruz’ dedikleri ise, ‘cihat/çok hukuklu sistem ve şeriat’ üçlüsünde somutlaşan, ‘tarikat/cemaat ve mezhep’ eksenli devlet.”

Tam da bu nedenle, yani AKP, kendini artık “partileşmiş devlet” olarak konumladığı için ortaöğretim kapılarını dinci vakıflara sonuna dek açan, devleti 5-10 yıllığına taahhüt altına sokan protokoller art arda imzalanabiliyor.

Gençlik ve Spor Bakanlığı kamplarında anayasa ihlal edilerek gençlere din, siyaset eğitimi verip cihat kitapları okutabilmesi de bu yüzden. (Mersin’deki “Diriliş Muştusu Yaz Kampı” haberimiz Ozan Çepni imzasıyla yayımlandı.)

“Devletleşmiş parti cihat/çok hukuklu sistem ve şeriat üçlüsünde “somutlaşan” bu hedefte “fiilen” öylesine mesafe alınmıştır ki artık, aynı zamanda Ensar’ın Rize şubesi kurucusu olan AKP Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir bu kamplarda liseli çocuklara şöyle seslenebilmektedir:
“Yani hem Müslümanlığımızın farkında olacağız, hem İslamiyeti düzgün biçimde yaşamaya çalışacağız, kendi öz değerlerimizle hareket edeceğiz, hem de yabancı dil öğreneceğiz.”

Tarikat/cemaat/mezhep eksenli devlet hedefinde alınan mesafe nedeniyle, devlet kampında bir lise öğrencisine AKP gençlik kollarına ve “yardımcı abilere teşekkür” videoları çekiliyor.

***

Gerici dinselleştirme giderek bir varoluş meselesine dönüşmekte ve bu dayatmanın ne kadar farkında olunduğu eğer gerçekten bu farkındalık varsa nerede nasıl durulduğu da her zamankindan daha büyük bir yaşamsal meseleye evrilmektedir.

Cumhuriyet / 11.08.17